Monday, February 6, 2012 11:14

TÖVBEKARIN SAYFASI….

Bu yazı tarafından Perşembe, Aralık 3, 2009, 0:52 tarihinde gönderildi ve 2.454 kez okundu.
Bu Yazı Dini Bilgiler Kategorisinde ve 263 Yorumlar var.

Allahü teala cümlemizden razı olsun İnşallahü teala.Aynen öyle kum saati ters çevirilmiş alta düşen son kum tanesiyle zaman dolacak.Bundan önce gaflet pamuğunu kulağımızdan çıkarıp silkelenmemiz lazım.Estağfirullah din konusunda bizim gibilerin görüşünün ne kıymeti olur.Riyazet demek istediyseniz İslam alimleri buyuruyor ki;

Nefs, kötü isteklerden [dinin yasakladığı şeylerden] kurtarılınca, kalb temizlenir.
Kalbi temizlemek için riyazet ve mücahede gerekir. Riyazet, nefsin arzularını yapmamaktır. Nefsimiz, haramları, mekruhları arzu eder. Bunlardan kaçmak gerekir. Mücahede, nefsin istemediği şeyleri yapmak demektir. Nefsimiz, iyilik ve ibadet yapmak istemez. İyilik ve ibadet ederek kalbi temizlemelidir!

Nefsin istediği her şey, sonsuz ahiret nimetleri yanında kıymetsizdir. Ahiret nimetleri altın ise, dünya menfaatleri teneke bile değildir. Bu geçici basit menfaatler, sonsuz nimetlerle mukayese bile kabul etmez.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlânın emirlerini yapmamak kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk olması, dine tam inanmamaktır. İmanın alameti, dinin emirlerini seve seve yapmaktır. [Namaz kılmayıp günah işleyenin, (Benim kalbim temiz, sen kalbe bak) demesinin çok yanlış olduğu buradan da anlaşılır.]

Kalb, sevgi yeridir. Sevgi bulunmayan kalb ölmüş demektir. Kalbde, ya dünya sevgisi veya Allah sevgisi bulunur. Allah’ı anarak, ibadet yaparak, kalbden dünya sevgisi çıkarılınca, kalb temiz olur. Bu temiz kalbe, Allah sevgisi, kendiliğinden dolar. Günah işleyince, kalb kararır, hastalanır, dünya sevgisi yerleşir ve Allah sevgisi gider. Kalbin bu hali, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası çıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar.

  • 2009.12.02 23:24

    HIZIR ALEYHİSSELAM NEDEN Ab-ı Hayat suyunu İÇTİ

    Hızır aleyhisselamı hepimiz biliriz ( gerçek adı belya dır)O nun Abı hayat suyundan içtiğini ve kıyamete kadar ALLAH yolunda hizmet edeceğinide peki neden içti Abı Hayat suyunu hiç merak ettiniz mi Hızır Aleyhisselam bir gün gökyüzüne derin derin bakar öyle derin bakar ki ARŞ_I ALAda yazılı olan FATİHA suresini görür Fatiha suresine aşık olur ALLAH a yalvarır Ne olur YARABBİ bu sureyi bana indir Fakat ALLAH şöyle der
    —Ben bu sureyi Alemlere rahmet olarak göndereceğim Hz Muhammed (s a v) indireceğim
    Tabi Hızır Aleyhisselam bunu duyunca ALLAH a tekrar yalvarır
    —YABBİ ne olur beni Hz Muhammede (s a v) ümmet olarak ulaştır der ve duası kabul olur
    Bilindiği gibi Hızır Aleyhisselam Peygamberimizden (s a v) binlerce yıl önce doğmuştur Fakat Peygamberimizi (s a v) görmek ve O na ümmet olmak için ALLAH a yalvarır duası kabul olur ve ölümsüzlük (Abı Hayat) suyundan içer Peygamberimiz (s a v) Hızır Aleyhisselamla sohbet ettiği kaynaklarda vardır Halen belki aramızda ALLAH için kıyamete kadar hizmet edecektir
    Düşünün Hızır Aleyhisselam Peygamberimizden (s a v) binlerce yıl önce Peygamberimize (s a v) ümmet olabilmek için ALLAH a yalvarmış Peygamberimize (s a v) ümmet olmak işte bu kadar önemli biz ise Peygamberimizin (s a v) Ümmeti olarak dünyaya gelmişiz bu nimetin kıymetini biliyomuyuz Bunun için Şükür ediyomuyuz
    ALLAH IM BİZİ MÜSLÜMAN OLARAK YARATTIĞIN VE PEYGAMBERİMİZİN (S A V) ÜMMETİ OLARAK YARATTIĞIN İÇİN SANA SONSUZ KERE ŞÜKÜRLER OLSUN…

  • 2009.12.02 23:19

    Ya Ali, beş şeyi yapmadan uyuma…
    Resul-i Ekrem’in (s.a.a) Hz. Ali’ye (a.s) hitaben şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

    “Ya Ali, beş şeyi yapmadan uyuma: Bütün Kur’an’ı hatmetmeden, dört bin dirhem sadaka vermeden, Ka’be’yi ziyaret etmeden, cennetteki yerini korumaya almadan ve düşmanlarını razı etmeden…”

    Hz. Ali (a.s), “Ya Resulallah bu nasıl olur?” diye sorduğunda şöyle buyurdu: “Bilmiyor musun ki eğer “İHLAS” suresini üç defa okursan, Kur’an’ın hepsini okumuş gibi olursun.

    Eğer Fatiha suresini dört defa okursan, dört bin dirhem sadaka vermiş gibi olursun.

    Eğer “La İlahe İllallahu vahdehu la şerike lehu, lehu’l-mulku ve lehu’l-hamdu, yuhyi ve yumitu ve huve ala kulli şey’in qadir” (Allah’tan gayri ilah yoktur, tektir ve ortağı yoktur; mülk sadece onundur ve hamd sadece ona aittir; diriltir ve öldürür ve o her şeye kadirdir) duasını on defa okursan, Ka’be’yi ziyaret etmiş gibi olursun.

    Eğer “La havle vela quvvete illa billahi’l-Aliyyi’l-azim” (Yüce ve azametli Allah’a dayanmayan güç ve kuvvet yoktur) duasını on defa okursan, cennetteki yerini korumuş olursun.

    Eğer “Esteğfirullahe’l-Azime’l-llezi la ilahe illa Huve’l-Hayyü’l-Kayyumu ve etubu ileyhi” (Yüce Allah’tan mağfiret diliyorum; o ki ondan başka ilah yoktur; diridir, yaratıkları ayakta tutandır ve ben ona tevbe ediyorum) duasını on defa okursan, düşmanlarını razı etmiş olursun…

  • 2009.12.02 23:14

    İmam-ı Rabbani Hazretlerinden İnciler – 129

    Fırsatı elden kaçırmayınız. Geçici olan şânlar, şerefler sizi aldatmasın. Dünya lezzetleri, hakîkî lezzetlerden mahrum etmesin. Fârisî beyt tercümesi:

    Sana söyliyeceğim hep şudur:
    Çocuksun, yol ise korkuludur.

    Allahü teâlâ, bir kulunu gençlikte tevbe etmeye kavuşturursa ve bu tevbesini bozmaktan korursa, ne büyük nîmet olur. Diyebilirim ki, bütün dünya nîmetleri ve lezzetleri, bu nîmetin yanında, büyük deniz yanındaki bir damla su gibidir. Çünkü bu nîmet, insanı Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşturur. Bu ise, dünya ve âhıret nîmetlerinin hepsinin üstündedir. İmrân sûresinin onbeşinci ve Tevbe sûresinin yetmişüçüncü âyetinde meâlen, (Allahü teâlânın râzı olması nîmeti daha büyüktür) buyuruldu.

    Doğru yolda olanlara ve Muhammed Mustafâya “aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmâtü etemmühâ ve ekmelühâ” uymakla şereflenenlere selâm olsun!

    Müjdeci Mektublar – 146

  • 2009.12.02 23:12

    İbâdetlerden zevk duymak ve bunların yapılması güç gelmemek, Allahü teâlânın en büyük ni’metlerindendir. Hele namâzın tadını duymak, nihâyete yetişmiyenlere nasîb olmaz. Hele farz namâzların tadını almak, ancak onlara mahsûsdur. Çünki, nihâyete yaklaşanlara, nâfile namâzların tadını tatdırırlar. Nihâyetde ise, yalnız farz namâzların tadı duyulur. Nâfile namâzlar, zevksiz olup, farzların kılınması büyük kâr, kazanc bilinir.

    Fârisî mısra’ tercemesi:
    Bu iş, büyük ni’metdir. Acabâ kime verirler?

    [(Nâfile nemâz), farz ve vâcibden ziyâde, başka namâzlar demekdir. Beş vakt namâzın sünnetleri ve diğer vâcib olmayan namâzlar, hep nâfiledir. Müekked olan ve olmıyan, bütün sünnetler nâfiledir. (Dürr-ül-muhtâr) ve (İbni Âbidîn), (Halebî) ve sâire]. Namâzların hepsinde hâsıl olan lezzetden, nefse bir pay yokdur. İnsan bu tadı duyarken, nefsi inlemekde, feryâd etmekdedir. Yâ Rabbî! Bu, ne büyük bir rütbedir!

    Arabî mısra’ tercemesi:
    Ni’mete kavuşanlara âfiyet olsun!

    Bizim gibi, rûhları hasta olanların, bu sözleri duyması da, büyük bir ni’metdir ve hakîkî se’âdetdir.

    Fârisî mısra’ tercemesi:
    Bâri kalbimize bir tesellî olsun.

    İyi biliniz ki, dünyâda namâzın rütbesi, derecesi, âhıretde, Allahü teâlâyı görmenin yüksekliği gibidir. Dünyâda insanın Allahü teâlâya en yakın bulunduğu zamân, namâz kıldığı zamândır. Âhıretde en yakın olduğu da (Rü’yet), ya’nî Allahü teâlâyı gördüğü zamândır. Dünyâdaki bütün ibâdetler, insanı namâz kılabilecek bir hâle getirmek içindir. Asıl maksad, namâz kılmakdır. Se’âdet-i ebediyyeye ve sonsuz ni’metlere kavuşmanızı dilerim.

    İnsan beşer, durmaz şaşar,
    Eyler hatâ, üçer beşer.
    Düz ovada yürür iken,
    Ayağı sürter, düşer!

    *Dilini muhafaza et, seni sokmasın. Çünkü o, büyük bir yılandır.
    * Allahü teâlâ rızka kefildir ama imana kefil değildir.

  • 2009.12.02 23:05

    Allahü teâlâ, sizi, beğendiği işleri yapmaya kavuştursun! İnsana önce îtikatını, îmanını düzeltmek lâzımdır. Bundan sonra, sâlih, yarar işleri yapmak lâzımdır. İbâdetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya en çok yaklaştıran yarar şey, namazdır. Peygamberimiz “aleyhissalâtü vesselâm”, (Namaz dînin direğidir. Namaz kılan kimse, dînini kuvvetlendirir. Namaz kılmayan, elbette dînini yıkar) buyurdu. Namazı doğru dürüst kılmakla şereflenen bir kimse, çirkin kötü şeyler yapmaktan korunmuş olur. Ankebût sûresinin kırkbeşinci âyetinde meâlen, (Doğru kılınan namaz, insanı fahşâdan ve münkerden herhâlde uzaklaştırır) buyuruldu. İnsanı kötülüklerden uzaklaştırmayan bir namaz, doğru namaz değildir. Görünüşte namazdır. Bununla berâber, doğrusunu yapıncaya kadar, görünüşü yapmayı elden bırakmamalıdır. Büyüklerimiz, (Bir şeyin hepsi yapılamazsa, hepsini de elden kaçırmamalıdır) buyurdu. Sonsuz ihsân sahibi olan Rabbimiz, görünüşü hakîkat olarak kabûl edebilir. [Böyle bozuk namaz kılacağına, hiç kılma dememelidir. Böyle bozuk kılacağına doğru kıl demelidir. Bu inceliği iyi anlamalıdır.]

    Namazları cemaat ile ve huşû’ ve hudû’ ile kılmalıdır. Çünkü, insanı dünyada ve âhırette felaketlerden, sıkıntılardan kurtaracak ancak namazdır. Mü’minûn sûresi başındaki âyet-i kerimede meâlen, (Müminler herhâlde kurtulacaktır. Onlar, namazlarını huşû’ ile kılanlardır) buyuruldu.

  • 2009.12.02 23:02

    Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâmın getirdiği parlak dîne uymak ve bu doğru yolda ilerlemek, böylece rızasına, sevgisine kavuşmak nasip eylesin! Çünkü, Allahü teâlâ, bütün ismlerinin ve sıfatlarının kemâllerini, üstünlüklerini, en sevgili kulu ve resûlü olan Muhammed aleyhisselâmda toplamıştır. Bütün bu üstünlükler, kula yakışacak şekilde Onda görünmektedir. Ona indirilmiş olan kitap, yâni Kur’an-ı kerim, bütün Peygamberlere “aleyhimüsselâm” indirilmiş olan kitapların hepsinin hulâsasıdır. Hepsinde bildirilmiş olanlar, bunda da vardır. Bu büyük Peygambere “aleyhisselâtü vesselâm” verilmiş olan din de, geçmiş dinlerin hepsinin süzülmüş kaymağı gibidir. Hak olan, doğru olan bu dînin bildirdiği her iş, geçmiş dinlerde bildirilen amellerden, işlerden seçilmiş, alınmıştır. Ayrıca meleklerin işlerinden de seçilmiş alınmış bulunmaktadır. Meselâ, meleklerden bir kısmına rükü’ etmek emrolunmuştur. Birçoklarına secde etmek, başka meleklere de kıyâm, yâni ayakta ibâdet etmeleri emredilmiştir. Bunun gibi, geçmiş ümmetlerden bazısına yalnız sabah namazı emredilmişti. Başkalarına, başka vakitlerin namazı emrolunmuştu. Geçmiş ümmetlerin ve mukarreb meleklerin ibâdetlerinden, amellerinden süzülenleri, seçilenleri, bu dinde emrolundu. Bunun için, bu dîni tasdik etmek, inanmak ve bu dînin emirlerine uymak, geçmiş bütün dinleri tasdik etmek ve hepsine uymak olur. Demek oluyor ki, bu dîni tasdik edenler, ümmetlerin en hayrlısı, en iyileri olur. Bu dîne inanmayan, beğenmeyen, buna uymak istemeyen de geçmiş dinlerin hepsine inanmamış, hiçbirine uymamış olur. Bunun gibi, insanların en üstünü, iyilerin seçilmişi olan Muhammed aleyhisselâma inanmayan, o büyük Peygambere dil uzatan bir kimse, Allahü teâlânın ismlerinin ve sıfatlarının kemâllerine, üstünlüklerine inanmamış olur. Resûlullaha “aleyhisselâtü vesselâm” inanmak, Onun üstünlüğünü anlamak da, bütün kemâlleri anlamak ve inanmak olur. Demek ki, bu yüce Peygambere inanmayan, Onun getirdiği dîni beğenmeyen kimse, ümmetlerin, insanların en kötüsü, en aşağısıdır.

    Fârisî iki beyt tercümesi:

    Arabistânda doğan, Muhammed (aleyhisselâm),
    Dünya ve âhiretin efendisi Odur hemân!

    Toprak altında kalsın, ezilsin, batsın her zaman,
    Onun kapısında toz, toprak olmak istemeyen!

  • 2009.12.02 22:59

    Allahü teâlânın sevgili Peygamberine ayak uydurmayan bir kimse, felaketlerden kurtulamaz. Birkaç günlük dünya hayatını, Hak teâlânın râzı olduğu şeyleri yapmakla geçirmelidir. Bir kimsenin işlerinden, onun sahibi râzı olmazsa, onun yaşaması nasıl olur? Hak teâlâ, onun büyük, küçük her yaptığını bilmekte ve görmektedir. Hazırdır ve nâzırdır. Utanmak lâzımdır. Eğer bir kimsenin onun çirkin ve kötü işlerini gördüğünü anlasa, onun gördüğü yerde bozuk birşey yapmaz. Ayblarını, kusurlarını onun gördüğünü istemez. Müslümanlara ne oldu ki, Hak teâlânın hazır olduğunu bilerek, Onun beğenmediği şeyleri yapmaktan sıkılmıyorlar? Bu nasıl müslümanlıktır? Hak teâlâya, kendi kusurlarını gören bir kimse kadar kıymet vermiyorlar. Nefslerimizin kötülüklerinden ve işlerimizin bozuk olmasından Allahü teâlâya sığınırız. Hadis-i şerifte, (Lâ ilâhe illallah diyerek îmanınızı tâzeleyiniz!)(Sonra yaparım diyenler helâk oldu) buyuruldu. Yâni, iyi işleri geciktirenler, bu günün işini yarına bırakanlar aldandı, ziyân etti. Boş zamanı kıymetlendirmelidir. Bu zamanlarda, Allahü teâlânın beğendiği şeyleri yapmalıdır. Tevbe yapabilmek, Hak teâlânın büyük nîmetlerinden biridir. Hak teâlâdan, her ân bu nîmeti istemelidir. İslâmiyeti iyi bilen ve hakîkat âleminden haberi olan Allah adamlarından yardım beklemeli, bunlardan imdâd istemelidir. Böylece, Hak teâlânın lütfuna kavuşarak, Onun mukaddes tarafına çekilir. Ona karşı baş kaldıramaz olur. İslâmiyetten kıl ucu kadar ayrılık bulundukça, kendini tehlikede bilmelidir. Bu ayrılıkların, uygunsuzlukların hepsini yok etmelidir. Fârisî beyt tercümesi:

    Kurtulurum sanma sakın, ey Sâdî hoca!
    Muhammed aleyhisselâma uymadıkca.

  • 2009.11.01 05:37  edit

    Aklı olan kimse nefsine demelidir ki: “Benim sermâyem yalnız ömrümdür. Başka bir şeyim yoktur. Bu sermâye o kadar kıymetlidir ki verilen her nefes artık hiçbir şekilde ele geçmez. Nefesler sayılıdır ve azalmaktadır.” O halde nefeslerini iyi değerlendir ve bu fânî dünyaya yarın ölecekmiş gibi nazar et. Bütün azâlarını haramdan koru ve takvâya sarıl.

    Allah’ım! Ömrümüzü saadetle sona erdir. Rıza-yı ilâhiyyene ve Cemâlullâha nâiliyet nasib eyle! Sabah-akşam bizi afiyetten ayırma! Takvâyı bize azık kıl tevekkül ve güvenimizi sana yönelt! Bizi hak yolda sabit kıl! İbâdete lâyık ancak Sen’sin. Sen’i noksan sıfatlardan tenzîh ederim. Sana lâyıkıyla kulluk edemediğim için zalimlerden oldum.

    Hamd alemlerin Rabbi Allahu Teâlâ’ya; salât ü selâm Fahr-i Cihan Efendimiz Muhammed Mustafa’ya olsun!

  • 2009.11.01 05:32  edit

    Bir Üniversite Talebesine Nasihatleri

    1. ALLAH yolunda ol, dosdoğru ol, verdiğin sözün eri ol.
    Evladım, ağzın laf ediyorsa dilinle doğru ol, sözünle doğru ol. Sana inanan kişilere karşı sözünden cayma. Eğer sözünü tutarsan “söz” olur ve seni cennete götürür, tutmazsan “köz” olur.
    Elinle doğru ol. Kolunu, muzırda değil yardım işinde kullan. Tartıyla iş yapıyorsan terazinde, ölçüyle iş yapıyorsan metrende ve litrende doğru ol. Doğrunun doğruluğu bütün sülalesine akseder, hepsini hayra götürür.

    2. İnsanları sev ve kimseyi kendinden alçak görme. Tevazu sahibi ol, zira en halis ziynet alçakgönüllülüktür. Mütevazi olan kimse, en güzel ziyneti takınmıştır.
    Kimseyi kendinden aşağı görme. Hayatta haset etmeden say, kıskanmadan sev. Bazı insanlar, başkasındakini istemez. Öyle olma. Gıpta et, fakat haset etme. Zira ALLAH’ın huzuruna fesatla çıkılmaz.
    Memur olduğun zaman, sana gelen vatandaşlara sakın yüksekten bakma, yanına geleni ayakta bekletme. Yanında, daima bir sandalye bulundur ve oturtuver. Biraz dinlendirdikten sonra halini sor, işini hallet. Sakın ha “bugün git yarın gel” deme! İşini, o gün bitir. Eğer öyle yapmazsan on parmağım yakanda olacaktır.
    Eğer memursan ve başında müdürün varsa, haset etmeden say, kıskanmadan sev.
    İnsanlar muhteliftir. Bazısı daha kabiliyetli, bazısı daha yakışıklıdır. “Ben niye onun yerinde olmayayım” deme, elindekinden de olursun. “ALLAH bana bir verirse, arkadaşıma, komşuma iki versin” diye düşünürsen, seninki üç olur. Eğer arkadaşın veya komşun böyle düşünmüyorsa, onunki ikide kalır.
    Senden daha iyi hizmet edecek olan varsa, makamını ona ver. İşte vatanperverlik budur.

    3. Çalışkan ol, üretici ol. Zira Peygamber Efendimiz “Çalışmak ibadettir” buyuruyor. Evladım, alınteri olmadan hiçbirşeyin kıymeti bilinmez. Tarlanı ek, mahsülünü al, komşuna ver, ağaç dik… Sadaka-i cariye, iyi evlat yetiştirmek, ilmi eser bırakmak ve ağaç dikmektir ki, ağaç dikmek en efdalidir. Bunun için biz, heykel dikmeyeceğiz, yeşil ağaç, yeşil âbide dikeceğiz.
    Bir dut ağacı 400 sene, ceviz ağacı 700 sene, kestane ağacı 900 sene, çınar ağacı 1500 sene yaşar. Ihlamur ağacı dik, çiçeği şifalıdır.
    Bursa’da Osman Gazi’nin ve Orhan Gazi’nin diktiği bin senelik çınarlar var. Ben bekarken, her sene bir ağaç dikerdim. Şimdi evliyim ve yengen için de her sene bir ağaç dikiyorum.
    Ben reklam sevmiyorum, kendini methetmek gibi oluyor. Bu yüzden herkese söylemedim, fakat sen bil. Benim Fatih ve Bazayıt Camii yanında birer tane çınar ağacım var.

    4. Bildiğini öğret, temiz ol ve temizliğinle örnek ol. Münevver kişi, münevvir kişi demektir. Öyleleri var ki, üç fakülte bitirir de, hasedinden, kıskançlığından (dolayı) hiçbirşey öğretmez. Gerçek münevver, bildiğini yapan ve öğreten kişidir.
    Temizlik, ibadettir ve imanın yarısıdır. Eğer sokakta birisi hata yapmışsa (yola pislik yapmışsa) sen, onu ayağının ucu ile örtüver…

    5. Günde en az iki kişiye iyilik et, gönlünü al. Çünkü cennetin yolu, gönül almaktan geçer. Gönül almak, Cennetin Firdevs kapısını açmaktır. Bu beş maddenin en kolayı, fakat en “içten geleni” de budur. Bir gönül kazanmak, 40 vakit namaza bedeldir. Bir gönül kırmak ise, 40 vakit namazın sevabını kaybettirir. Ben sabahları kalkarken, “Ey ALLAH’ım, bana, bugün bir kişiye iyilik yapmak nasip eyle” diye dua ederim. Evden çıktığında veya eve dönerken karşından gelen ilk kişiye selam ver. Onun vermesini beklersen olmaz, evvela sen ver. İşte o zaman, o da sana karşılığını verecektir. Veren el, alan elden, sunan gönül, alan gönülden azizdir…

  • 2009.11.01 05:28  edit

    Nasihatler..
    21 08 2009

    Evliya Çelebi, Seyahatnâme’sinde babası Derviş Mehmet Zılli’nin öğütlerini naklederek gelecek nesillere şunları söylüyor:

    Ey oğul!

    - Helâl olanı ye, Besmelesiz asla yemek yeme!

    - Haram ve yasak edilen şeylere yaklaşma!

    - İyi adını kötüye çıkaracak davranışlarda bulunma!

    - Sırrını sakla!

    - Kötü ile arkadaş olma, pişman olursun!

    - Daima hedefin ileri olsun, geriye takılıp kalma!

    - Kimsenin hakkına göz dikme!

    - Sana ait olmayan bir şeye el uzatma!

    - İki kişi konuşurken gizlice dinleme!

    - Haline şükret, ekmek ve tuz hakkını gözet!

    - Davetsiz bir yere gitme, gidersen emin olduğun yere git!

    - Evden eve söz taşıma, komşularınla iyi geçin!

    - Güzel ahlâklı ol!

    - Herkesle iyi geçin!

    - Güler yüzlü ve tatlı sözlü ol!

    - İnatçı ve kötü sözlü olma!

    - İhtiyarlara hürmet et, senden büyüklerin önünden yürüme!

    - Kanaatkâr ol, çünkü kanaat tükenmez bir hazinedir!

    - Cimri olma, elin ve evin yoksullara açık olsun!

    - Elindeki imkânları israf etme!

    - Daima temiz ol, her an abdestli bulunmaya çalış!

    - Tanıştığın kimselerden bir şey isteme, yoksa itibarını kaybedersin!

    - Namazını terk etme, ilim ve erdemle meşgul ol!

  • 2009.11.01 05:23  edit

    Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın…”

  • 2009.11.01 05:21  edit

    HALİFE HZ. ÖMER (R.A.)’DEN NASİHATLER

    1. Sana kötülük yapan kimseyi ona iyilik yaparak cezâlandır.

    2. Hakîkatı anlayana kadar din kardeşinin davranışını iyiye yor.

    3. Müslüman kardeşinin ağzından çıkan bir lakırdıyı iyiye yorman mümkün oldukça kötüye yorma.

    4. Kendini töhmet altında bırakacak işlere mübâşeret eden, kendisi hakkında kötü düşünenleri kınamasın.

    5. Sırrını gizleyen murâdına erer.

    6. Sâdık arkadaşlar edin, gölgelerinde yaşarsın. Çünkü sâdık dostlar, huzurlu anlarda süs, sıkıntılı demlerde silahtır.

    7. Seni ölüme götürse de doğruluktan ayrılma.

    8. Seni ilgilendirmeyen işe karışma.

    9. Henüz vukû’ bulmamış şeylerden sorma.

    10. İhtiyâcını, onu gidermeni istemeyenlere iletme.

    11. Yalan yere yemîni hafîfe alma, Allah seni helâk eder.

    12. Kötülüklerini öğrenmek düşüncesiyle de olsa fâcirlerle arkadaş olma.

    13. Düşmanlarından uzak dur.

    14. Güvenmediğin dostlarından sakın. Güvenilir kimse de Allah’tan korkandır.

    15. Mezarlıklarda derin saygı içinde ol.

    16. Tâat ânında kendini zavallı gör.

    17. Günah işlemek istersen sonunu düşün.

    18. Herhangi bir işinde, Allah’tan korkanlarla istişâre et. Zîrâ Allah: Meâlen “Allah’tan, kulları arasında yalnız âlimler korkar,” buyurur.

  • tövbekar
    2009.11.01 01:41  edit

    Manevî Yönü…

    Süleymân Hilmi Tunahan’ın tasavvufî yönüyle ilgili olarak, dâmâdı ve bağlısı Kemâl Kacar tarafından Necip Fâzıl Kısakürek’e verdiği notlardan:

    “Süleymân Efendinin bâtın ilmine yâni tasavvuftaki mânevî cephesine gelince, şüphesiz bu husus ehline mâlumdur. Zâhirî akıl ve zekâ ile idrâki mümkün olamaz. Öyle ki, bir insan müslüman olabilir, tahsilli ve akıllı olabilir. Hattâ iç hayâtı münkir olamaz da yine tasavvuf ve irşâda ehil bir zât ile karşılaştığı halde, o zât ilâhî irâdeyle kendisini ona bildirmezse, dünyâlar bir araya gelse onun feyzlerinden haberdâr olamazlar. Bizim ise kendisinin mânevî cephesi üzerinde zerrece tereddüdümüz yoktur. Biz bu noktayı ilmelyakîn biliyoruz. Kendisinin tasarrufunu ve rûh melekeleri üzerindeki tesirini öz rûhumuzda ve vücûdumuzda hissetmiş, enfüsî ve kevnî kerâmetlerinin üstün irşâd hârikalarını fiil hâlinde ve hakkıyla müşâhede etmiş bulunuyoruz. Allah’ın bu husustaki inâyet ve lütfuna mazhar olduğumuza, kendilerinin kâmil ve mükemmel mürşid olduğuna Silsile-i sâdâd (Büyükler zinciri) kolundan otuz ikinci ferdi Selâhüddîn ibni Mevlânâ Sirâcüddîn hazretlerinin cismânî nisbet, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin de rûhânî nisbetle vârisleri bulunduğuna îmânımız tamdır. Kendisinin bu cephesini anlamayanların, hiç olmazsa aksini iddiâ etmemelerini ve kendisinde bir mürşid hâli görmediklerini söylemekten çekinmelerini, dünyâ ve âhiret yıkımına uğramamaları bakımından tavsiye ederiz.”

  • tövbekar
    2009.10.27 21:59  edit

    Alimlerden birine soruldu ki. «kul, tevbe ettigi zaman tevbesinin kabul edilip edilmedigini bilebilir mi?»
    Alim bu soruya su cevabi verdi: «Bu konuda kimse kesin bir hükme varamaz, fakat tevbenin kabul edilip edil­medigine isaret eden bazi alâmetler vardir. Baslicalari söyle siralanabilir:
    1 — Kulun kendisini günahtan uzak hissetmesi gerekir.
    2 — Kalbinden sevincin silindigini, her baktigi yerde Allah (C.C.)’in varligini hissetmesi gerekir.
    3 — Günahkârlardan uzak durarak iyilik isleyenlere yakinlik duymasi gerekir.
    4 — Dünya kazancinin azmi cok, ahiret amelinin çogunu az görmesi gerekir.
    5 — Kalbini devamli olarak Allah (C.C.)’in farz kildigi ibadetler ile ilgili görmelidir.
    6 — Az konusmasi, araliksiz bir düsünce hali yasamasi, daha evvel isledigi günahlardan dolayi devamli oiarak üzgün ve pisman görünmesi gerekir
    güzel bir site fotoraflarda suan aramizdan ayrilanlari gördüm rabbim rahmetinden mahrum eylemesin …

  • Bookmark and Share
    İsterseniz yorum yapabilir, veya Diğer yazılara Bakabilirsiniz.

    263 Yorum “TÖVBEKARIN SAYFASI….”

    1. tövbekar
      2012.01.20 22:26

      Çocuklarınıza üç şeyi öğretiniz:Peygamberinizi sevmeyi, onun ehli beytini sevmeyi ve Kur’ân-ı Kerîm okumayı.
      (Hadîs-i Şerif—Muhtâru’l-Ehâdis) -

    2. tövbekar
      2012.01.20 22:18

      Yediğiniz yemeği Allah’ı zikrederek ve namaz kılarak eritiniz. Yemeğin üzerine (hazmetmeden) uyumayınız. Yoksa kalbiniz katılaşır.
      (Hadîs-i Şerif—Muhtâru’l-Ehâdis) -

    3. tövbekar
      2012.01.15 02:27

      ETTEN DOMUZ sütten kanser ÇIKTI – Bunun adı gıda terörü !
      İstanbul Yemek Sanayicileri Derneği (İYSAD) Başkanı Sadık Çelik’in BUGÜN gazetesine yaptığı “Dışarıda satılan yiyeceklerin denetimi zayıf. 30 milyon insan ne yediğini bilmiyor” açıklamalarının ardından gıdada yaşanan sorun laboratuvar sonuçlarıyla da ortaya kondu. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından 2009 yılında yetkilendirilen Uzman Özel GıdaKontrol Laboratuvarı Genel Müdürü Seyfettin Parıldar, sadece İstanbul’da faaliyet gösteren 60 binden fazla gıda işletmecisi olduğunu ve bunları denetlemekonusunda devletin yetersiz kaldığını söyledi.
      EŞEK VE DOMUZ ETİ VAR
      Özellikle et, süt, salça ve yoğurt gibi çok tüketilen ürünlerde taklit ve tağşişler (karıştırma) yapıldığına dikkati çekenParıldar şöylekonuştu: “Sucuk, salam ve sosis gibi ürünlerde bu çok sık oluyor. İçlerine bağırsak, akciğer, karaciğer karıştırıyorlar. At, eşek, domuz gibi hayvanların etleri de bazı ürünlere katılıyor.” Parıldar tüketicilere, kıyma alırken ambalajlı ürün almamalarını, kıymayı parça etten yaptırmalarını tavsiye etti. Raf ömrünü uzatmak için salçalara koruyucumadde katkısı yapıldığını, yoğurtlara domuzdan yapılan toz jelatin ilave edildiğini belirten Parıldar, özellikle koruyucu maddelerin sağlığa zararlı olduğunu vurguladı.
      Sütte büyük tehlike
      En büyük sıkıntılardan birinin de sütte yaşandığını kaydeden Parıldar “Sütlerde antibiyotik bulgusuna rastlıyoruz. Hayvanlar da rahatsızlandığında antibiyotik alıyor. Bu dönemde hayvanın sütünün boşa sağılması gerekiyor. Bu da antibiyotiklere karşı bağışıklık kazanmamızı sağlıyor. Ayrıca bazı ürünlerde de Aflatoksin M1’e rastlandı. Bu maddenin uzun süre alınması karaciğer kanseri, sarılık ve siroza yakalanma riskini artırıyor.”
      En basit test 80 lira
      Seyfettin Parıldar, Türkiye’de toplam 60 gıda laboratuvarı olduğunu, bunun 20’sinin İstanbul’da bulunduğunu söyledi. Vatandaşların şüphe duydukları gıda ürünlerini laboratuvarlara götürebileceklerini belirten Parıldar, “Bir sucukta domuz katkısı olup olmadığını test etmek 80-90 lira. Bir gıda ürününün tüm testlerini yapmak 400 liraya mal oluyor. Ancak biz, duyarlı vatandaşlarımıza indirim uyguluyoruz” dedi.
      Ucuz eti alan da satan da suçlu
      İstanbul Yemek Sanayicileri Derneği Başkanı Sadık Çelik, özellikle et ürünlerinde istismara gidildiğini kaydetti. Kırmızı etin kilosunun ortalama 25 lira olduğunu hatırlatan Çelik, “Bu durumda 10 liraya alınan sucuk, 5 liraya alınan sosis sağlıklı olmaz. Bunu sadece satan değil alan da suçludur” diye konuştu.

    4. tövbekar
      2012.01.15 02:26

      Bal

      Bal: En güzel ve şifalı bal, donmuş olan baldır. (Taze ve hakiki bal 3 haftadan sonra donar.) Eritilmiş ve hiç donmayan bal şifa değildir. Bal yemek sünnettir ve şifalıdır. Peygamber efendimiz, “Her sabah bal şurubu içenler hasta olmaz” buyurmuştur. Balın fazlası da zararlıdır. Günde 1–3 çorba kaşığı yeterlidir.

    5. tövbekar
      2012.01.15 02:24

      Erkekler için faydalı sos: Tane kimyon öğütülüp tuz haline getirilir, tahinle karıştırılır, zeytinyağı, limon suyu, sarımsak koyularak karıştırılır. Bütün yemeklerin yanında ekmek üzerine sürülerek yenilir.

      Yanlış beslenme, bozuk yemekler ve ilaç kullanmalar sonunda sindirim sistemi bozulur. Sindirim yerine çürüme olur ve kabızlık başlar. Kabızlık bütün hastalıkların başı ve hastalıkları davet edicidir. Vücut için çok büyük zarardır. Onun için önce yemekleri düzeltmeli, sonra bağırsağı harekete geçirmelidir.

      Bağırsağı çalışmayanlar için her akşam yemekten 1.5 saat sonra bağırsak temizleyici olarak sinameki çayı veya İngiliz tuzu (Magnezyum sülfat, magnezyum oksit) kullanılmalıdır (Sabah kullanmak daha kolaydır). Bağırsaklar tam çalışmaya başlayana kadar devam edilmeli, bağırsaklar düzelince yine haftada 1 defa kullanmaya devam edilmelidir.

      Magnezyum sülfat (İngiliz tuzu) ilaç olarak kullanılıyor. Sinameki, miktarı azaltılarak bütün hayat içilebilir, sünnettir. Göz, saç, cildi parlatıcı ve kan temizleyicidir.

    6. tövbekar
      2012.01.15 02:18

      İSTEKSİZLİK: Kadın ve erkeklerde birbirlerine karşı olan isteksizlikte en önemli sebeplerden biri, karışık ve bol yemek, yemeklerden sonra bir şeyler içmek, tatlı ve kanda asit yapan yemekleri yemektir. İnsan bu şekilde beslenince çok ağırlaşıyor ve tembelleşiyor ve böyle beslenenlerde kısırlaşma çok oluyor. Ne kadar genç yaşlarda bu hayat başlarsa o kadar tehlikelidir. İnsanın yemek hakkı sadece 2 defadır. Karaciğer temizlemeden sonra 3 günlük oruç 3 defa veya 7 defa yapılmalıdır. Açlıkta vücut çok gençleşiyor ve sıhhatli istekleri canlandırıyor. 3 gün aç kalmadan kadınlar kadınlığını erkekler de erkekliğini anlayamaz. Kadın ve erkek arasında, çocuklarla anne baba arasında, evde ne huzursuzluk olsa aşağıda yazılan sureleri 40 gün ara vermeden okumanın çok büyük faydası vardır. 1 Fatiha, 1 defa Bakara suresinin ilk 5 ayeti, 1 Ayet el Kürsî, 1 Amenerrasulü, 1 Yasini şerif, 1 Saffat suresi, 1 Rahman suresi, 1 Vakia suresi, 1 Felak suresi, 1 Nas suresi En güzeli hastanın kendi evinde ve kendisinin okumasıdır.

      Erkek çocuklara tatlı çok az verilmeli, çikolata hiç verilmemelidir.

    7. tövbekar
      2012.01.15 02:13

      BAĞIRSAK TEDAVİSİ: Mide, bağırsak hastalıkları ve kabızlık sorunu olanlar için. Akşamları bağırsak ağrısı için yapılan kepek veya keten çekirdeğini kullanıp, sabahları kabukları soyulmadan çiğ patatesin suyu sıkılır 4’te 3’ü patates suyu, 4’de 1’i su olacak şekilde suyla karıştırılıp (başka hiç bir şey yenilmeden) öğleye kadar 3 bardak içilir. Ne kadar eskimiş ve yıllardan beri sürüp gelen mide, bağırsak hastalıkları olsa 3 hafta içerisinde tedavi ediyor. Bu hastaların beslenmesi şu şekilde olmalıdır:

      Sabah: Patates suyu öğleye kadar içilir. Öğlen: Salata veya yoğurt ile 1 çeşit yemek yenilir, yemekten önce veya sonra 3 diş sarımsak su ile yutulur.

      Akşam: Bağırsak ağrısı için hazırlanan kepek yenilir veya keten çekirdekleri çayı içilir veya kaşıktan 3 kaşığa kadar çimlenmiş buğday yenilir. 3 hafta bu şekilde beslenmeye devam edilmeli ve 3 haftadan sonra karaciğer temizlenmelidir.

      Herkesin kendi bağırsağının durumunu anlayabilmesi için 1 tane kırmızı pancar (100–150 gr) rende yapılıp, limon suyu, sarımsak, zeytinyağı ile istenirse başka sebzeler de eklenilerek salata yapılır. Ekmek ile birlikte yemek olarak yenilir. Bu yemekten 3 saat sonra idrar kontrol edilmeye başlanıp, 36 saate kadar kontrol etmeye devam edilir. Bağırsak sıhhatli olursa, kımızı pancarın rengini kana karıştırmaz ve idrara çıkarmaz. İdrar normal renkte olmalıdır. Hasta bağırsak pancarın rengini kana karıştırır, idrar da kırmızı olur. Pancar vücuttan tamamen çıkana kadar (24–36 saat) idrarın rengi kırmızı olabilir, o zaman bağırsak bozulmuş demektir. İdrar ne kadar kırmızı olursa bağırsak da o kadar bozulmuştur. Hafif kırmızı olursa normal sayılır, idrar bir kaç saat kırmızı olup, ara ara temiz olursa bağırsak kısım kısım bozulmuş demektir. Bağırsak bozulmuş ise bağırsak tedavisi muhakkak yapılmalı, bol sarımsak, limon, zeytinyağı ile pancar salatası kırmızılık geçene kadar devam edilmelidir. Muskat cevizi her gün kullanılmalıdır. 1 muskat cevizini parçalayarak 5–6 günde bitirmek gerekir. Yemekten önce, yemekler ile beraber veya baharat olarak kullanılabilir. Tereyağı su içinde kaynatılır. Yağın içinde ne kalıntı olsa dibine çöker, üzerinde kalan yağı alınıp ılık olarak aynı miktar zencefil ile karıştırılır. Birinci gün yarım çay kaşığı, ikinci gün 1 çay kaşığı, üçüncü gün 1,5 çay kaşığı alınarak 2,5 çay kaşığına kadar devam edilir. Sonra tekrar iki kaşık alınarak indirilmeye devam edilir ve on günde bitirilir. 1–2 kaşık yenileceği zaman ağır gelirse üçe bölünerek yenilebilir veya ekmeğe sürülebilir.

      Bu ilaçla muskat cevizi sırayla kullanılır. Bu ilaçlara bazen ara vererek yıllarca kullanılabilir.

    8. tövbekar
      2012.01.15 02:11

      KALP HASTALIKLARI: Doğuştan olan kalp hastalıklarının dışındakiler yani sonradan olanların hepsi bozuk yemeklerden kaynaklanıyor. Karaciğer hastalanıp sertleştiği, kanı temizleyemez hale geldiği zaman kirli kan kalbe gelerek kalp damarlarını kirletir. O zaman tedavi için ilk yapılacak şey önce yemekleri düzeltmek, bağırsakları çalıştırmak ve karaciğeri temizlemektir. Daha sonra kalp için tavsiye edilen ilaçlar kullanılır.

      Kalp için ilaçlar: Tarçın baharat olarak kullanılır veya günde 3 defa ağza karanfil alınıp çiğnenir. Kanı sulandırmak için, kalp damarlarını temizlemek ve açmak için limon suyu kullanılmalıdır.

      10 tane limonun suyu ve tahta havanda dövülmüş 10 baş sarımsak, 1 litre bal ile karıştırılıp cam kavanoza koyulur. Ağzı 3 kat beyaz bezle kapatılıp, karanlık ve serin yerde 7 gün bekletilir. Sonra kapak kapatılıp buzdolabına koyulur. 1 çay kaşığı ağzına alınarak dolandıra dolandıra eritilir, bu şekilde 4 çay kaşığı yutulur. Her gün aynı saatte aç karnına bütün karışım bitene kadar yutulur. Bu ilaç senede bir defa kullanılmalıdır. Kalp ve beyin damarları için mükemmel bir ilaçtır. Bu ilaçtan sonra kan ve damar temizlemesinde yazılmış olan sarımsaklı zeytinyağına limon suyu ile devam etmelidir. Kalp krizi geçirenler bunları muhakkak yapmalı, bundan sonra da 1 günlük, sonra 3 günlük, sonra 10 günlük oruçları yapmalıdır. Sonra doktora gidip kalp kontrolü yaptırarak sonucu görebilir.

    9. tövbekar
      2012.01.06 23:33

      Feridüddin Attar Kimdir ?
      Şeyh Attar (k.s.) hazretlerinin asıl adı. Muhammed bin İbrahim el-Attar’dır. Feridüddin Attar diye meşhur oldu. Şeyh Attar hazretleri, 513 (M. 1119) tarihinde Nişâbur’da doğdu. İyi bir tahsil gördü. Maddî ve manevî ilimlerde ilerledi. Bir çok eserler yazdı. Mantıkü’t-tayr ve tezkiretü’I-Evliyâ isimli kitablan çok meşhurdur. 627 (M. 1229) yılında Cengiz han’in Harzemşâh devletini istilâ etmesi üzerine moğullann eline esir döştü. 114 yaşında iken Moğul askeri tarafından hunharca şehid edildi. Şehid edildiği zaman bile kesik başını ellerinin arasına alıp bir fersahlık (3 km) bir yol yürüdü ve orada düşüp ruhunu teslim etti.
      Hz.Allah şefeatlerine mazhar eylesin. Amin.

    10. tövbekar
      2012.01.06 23:32

      Tufanda Beyt Dördüncü Kat Semâya, Hacer-i Esved`de Ebû Kubeys Dağına Kaldırıldı
      İbnü Abbas (r.a.) hazretleri buyurdular: Adem aleyhisselâm, Hindistan’dan Mekkeye gelmek suretiyle tam kırk hac yaptılar. Hepsini yürüyerek yaptılar. Beyt orada kaldı, kendisi ve evlâdından iman edenler, onu tavaf ettiler. Bu durum tufan’a kadar devam etti.
      Tufan günlerinde Allahü Teâlâ onu (beyti) dördüncü kat semâya kaldırdı. Her gün, yetmiş bin melek, onun içine girip ziyaret etmekteydiler. Onu ziyaret eden meleklere bir daha sıra gelmiyordu.
      (Hacer-i esvedi korumasının altına aldı.) Allahü Teâlâ, Cebrail Aleyhisselâm’a emretti. Hacer-i esvedi boğulmaktan korumak. için onu Ebu Kubeys dağına gömmesini ve orada gizlemesini buyurdu.

    11. tövbekar
      2012.01.06 23:29

      KUR`ANI KERİM KİME RAHMET, KİME HÜSRANDIR ?
      Biz Kur’ân’dan, iman edenler için bir şifa ve rahmet kaynağı olan âyetler indiriyoruz. Zalimlerin de ancak zararını artırır. ( Sure-i isra – ayet 82 )
      Kur`anı Kerim mü`minlerin arkasından okunur.
      Şimdi ise mü`min mi,kafir mi,mürted mi,münafık mı, ne oldugu belli olmayan hatta hayatlarını din-i İslam`ın aleyhinde çalışarak geçirmis olan zevatin arkasından Kur`an ve Mevlid okutuyorlar.Bunun bir faydası yoktur.
      Çünkü Kur`an-ı Kerim yalnız mü`minler için şifa ve rahmettir.Zalimlere ise ondan ne bir şifa nede bir rahmet vardır. Ancak hüsranlarının artmasına ve azaplarının çogalmasına sebep olur.

    12. tövbekar
      2011.12.24 01:58

      TAHARET – NECASETTEN TAHARET(İstinca.İstibra,İstinka)
      TAHARET

      Taharet,necasetten veya abdestsizlikten temizlenmektir.

      İstinca,ön veya arkadan çıkan necaseti temizlemektir.

      İstibra,erkeklerin,idrarlarını akıttıktan sonraki yaptıkları temizliktir.

      İstinka,ön ve arka temizliğinde mubalağa yapmaktır.

      Hadis-i Şerif

      Bevilden sakınınız.Çünkü kabir azabının çoğu ondandır.

      İslam büyüklerinin beyanlarına göre:”İnsanlara süfli cinlerin musallat olması,gusul abdesti ve namaz abdestindeki noksanlıklardan,üzerlerine necaset bulaşmalarından,abdestsiz gezmelerinden, 4 metrekareden daha geniş mekanlarda çıplak bulunmalarındandır.”

      NECASETTEN TAHARET(İstinca.İstibra,İstinka)

      Önce çoraplar çıkarılır.

      Pantolonun paçaları yukarı sıvanır.

      Tuvalete sol ayakla girilir.Girerken şu dua okunur:

      “Euzu Billahi mine’l-hubsi ve’l-habais“

      Manası:”Maddi manevi pisliklerden Allah’a sığınırım“

      Kapı içeriden kilitlenir.

      Büyük hacet,mümkünse sola meyili oturularak giderilir.Necasetin gelmesi kesildikten sonra taharete (istincaya)başlanır.

      İstincanın en güzel şekli üç kademeli yapılanıdır:

      Önce kuru olarak silmek,

      Sonra su ile yıkamak,

      Sonra da kurulamak.

      Sonra bir parça tuvalet kağıdı koparılır.Sol elle necasetin çıktığı yer kuru olarak silinir.(Evla olan elin arkadan dolaştırılmasıdır.Önden uzatmakta ise beis yoktur)

      Sağ elle musluk açılarak tasa veya ibriğe su alınır.

      Sol ele su dökülür.Necasetin çıktığı mahal sol elle,(bilhassa orta parmak kullanılarak) iyice yıkanır.Parmak uçları necasetin çıktığı mahale değdirilmez.

      Sonra idrar temizliğine başlanır:

      Önce (Erkeklere mahsus olarak) İdrar’ın çıktığı yer öne doğru bir kaç defa sıvazlanır. Böylece kalan idrar tamamen boşaltılır.Sonra su ile yıkanır.Ön tarafın yıkanma işi bittikten sonra yeniden kağıt koparılır.Ön ve arka kurulanır.

      Sonra iç çamaşıra değdirmeden idrar yolunda kalan son damlanın da temizlenmesi yapılır.Buna istinka denir.Fıkıh kitaplarında istinkanın çeşitli şekilleri vardır: Kırk adım yürümek,öksürmek,yan yatmak ve kişi kaç yaşında ise yaşı adedince adım atmak gibi…

      Asrımızda pratik olarak şöyle bir istinka yolu tatbik edilebilir:

      Tuvalet kağıdından küçük bir parça koparılır.Kibrit başı büyüklüğünde top yapılır ve idrarın çıktığı kanalın ucuna tampon olarak konur.(Bu korunma işini kağıt sarma suretiyle yapanlar da vardır. Tıbbi Nebevi kitabının Mezi ve fitil maddelerinde Ata b. Ebi Rebah,Hz.Ali Efendimiz(A.S)mezi akıntıları için pamuk fitil yaparak kamışın deliğine tıkardı,demiş ,İmam Evzai de mezi akıntısı gelen birine “pamuk parçası ile kamışın deliğini tıkasın “diye fetva vermiştir.)

      Sonra ayağa kalkarak üst toplanır.Bol su ve süpürge ile tuvalet taşı temizlenir.

      Taşın bitiminden sonra gelen boru kısmı da su ve fırça ile temizlenmelidir.

      Dipte kalan necasetlerin akması için ya sifon çekilmeli veya bol su dökerek onlar da giderilmelidir.

      Sonra tuvaletten sağ ayakla çıkılır.Çıkarken şu dua okunur:

      “Elhamdü-lillahi-lezi ezhebe anne’l-eza ve afani min zalik“

      Manası:”Bana ezadan afiyet veren (kurtaran) ve bizden ezayı gideren Allah’a hamd olsun.”

      Lavaboda eller(bilhassa sol elin orta parmağı iyice ovalanarak)sabunla güzelce yıkanır.

      Üç beş dakika gezip dolaştıktan sonra yeniden tuvalete gidilerek konan kağıt atılır.

      Taharet ve istibra bu şekilde yapıldıktan sonra abdest almaya başlanır.

      DİKKAT! Küçük su döktükten sonra son damlayı almak ve idrarın çıktığı kanalı iyice kurutmak çok mühimdir.Bu temizliği yapmadan abdeste başlanırsa,yolda kalmış son damla abdestten sonra çıkarsa abdest bozulur ve iç çamaşır necasetlenir.

      Necasetin bulaştığı yer üç defa,su dökülüp ovalanır,sıkılır.

      Hacet giderirken ön veya arkanın kıbleye doğru gelmesi ve özürsüz ayakta su dökmek mekruhtur. Erkeklerin idrarının tam kesildiğine kalbi mutmain olmadıkça abdeste başlaması caiz değildir.

      Yazıya elverişli olmayan kağıtları taharette kullanmak mekruh değildir.

      Yellenmekle taharet gerekmez(Ancak yellenme esnasında necaset çıktı ise taharet o zaman gerekir.) Kadınlara istibra yoktur.Kadınlar sadece avret mahalinin dışını yıkarlar.

      Helada konuşulmaz,selam alınmaz.Mazeretsiz avret mahalline ve necasete bakılmaz. Helaya tükürülmez,sümkürülmez.Helada vücut ile oynanılmaz.İhtiyaç giderilir giderilmez heladan derhal çıkılır.Tuvalete,başın örtülü olarak girilmesi müstehaptır.

      Hasta erkek ve kadına ancak nikahlısı taharet yaptırabilir.Nikahlısı bulunmayan hastalardan taharet sakıt olur(düşer).Böyle bir kimse abdest veya teyemmüm aldıktan sonra taharetsiz olarak namazını kılabilir.

    13. tövbekar
      2011.12.24 01:54

      Salavat-ı Şerif Çeşitleri

      1.Allâhümme salli alâ Muhammedin ve enzilhül münzelel mukarrebe ındeke yevmel kıyâmeti.
      2.Allâhümme enzilhül mak’adel mukarrebe ındeke yevmel kıyâmeti.
      3.Allâhümme salli alennebiyyil ümmiyyi ve ezvâcihî ümmühâtil mü’minîne ve zürriyyetihî ve ehli beytihî kemâ salleyte alâ İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.
      4.Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve resûliken nebiyyil ümmiyyi.
      5.Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve resûlike ve salli alel mü’minîne vel mü’minâti vel müslimîne vel müslimât.
      6.Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedinin nebiyyi kemâ emertenâ en nusalliye aleyh,
      Ve salli alâ seyyidinâ Muhammedinin nebiyyil ümmiyyi kemâ yenbeğî en yusalle aleyh,
      Ve salli alâ seyyidinâ Muhammedinin nebiyyi biadedi men lem yusalli aleyh,
      Ve salli alâ seyyidinâ Muhammedinin nebiyyi kemâ tuhibbü en yusalle aleyh.
      Allâhümme salli alâ Muhammedin kemâ hüve ehlühû,
      Allâhümme salli alâ Muhammedin kemâ tuhibbü ve terdâ lehû.
      7.Allâhümme salli alâ rûhi Muhammedin fil ervâh,
      Ve salli alâ cesedi Muhammedin fil ecsâd,
      Ve salli alâ kabri Muhammedin fil kubûr.
      8.Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve resûlike ve alel mü’minîne vel mü’minât vel müslimîne vel müslimât.
      9.Allâhümme Rabbel hilli velharâm,
      Ve Rabbel beledil harâm,
      Ve Rabbel meş’aril harâm,
      Bikülli âyetin enzeltehâ fî şehr-i Ramazan,
      Belliğ rûha seyyidinâ Muhammedin, Minnî tahiyyeten ve selâmen.
      10.Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve ala âli seyyidinâ Muhammedin vesellim
      Allâhümme salli ve sellim alennebiyyin Muhammedin hattâ lâyebkâ min salâtike şey’ün,
      Ve bârik alennebiyyin Muhammedin hattâ lâyebkâ min berekâtike şey’ün,
      Verhaminnebiyye Muhammeden hattâ lâ yebkâ min rahmetike şey’ün.
      11.Bismillâhirrahmânirrahîm,
      “İnnallâhe ve melâiketehû yüsallûne alennebiyyi; Yâ eyyühellezîne âmenû, sallû aleyhi ve sellimû teslîme.”
      12.Lebbeyk, Allâhümme ve se’adeyk salavâtullâhil berrir Rahîm, vel melâiketil mukarrabîn, vennebiyyin vessıddîkın veşşühedâi vessâlihîn.
      Vemâ sebbaha leke şey’ün Yâ Rabbel âlemîn.
      Alâ seyyidinâ Muhammed İbn-i Abdullah, Hatemennebiyyin ve Seyyidil mürselîn ve İmâmil müttekîn ve Resûl-i Rabbil âlemîn
      Eşşâhidil beşîriddâî ileyke bi iznike essirâcil münîr ve aleyhisselâm ve eimmeti ehli beytihî rıdvânullâhi aleyhim ecmaîn.
      13.Sallallâhü alâ seyyidinâ Muhammedin ve cezâhü annâ mâ hüve ehlühû.
      14.Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sellim ve eczihî annâ hayrel cezâi.
      15.Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve tekabbel şefâatehül kübrâ ve erfe’a derecetehül ulyâ ve âtihî sü’lehû fil âhireti vel ûlâ kemâ âteyte İbrâhîme ve Mûsâ.
      16.Allâhümmec’al salavâtike ve berekâtike ve rahmetike ve re’fetike ve mehabbetike alâ seyyidil mürselîne ve imâmil müttekîn ve kâidil ğurril muhaccelîn ve hâteminnebiyyin seyyidinâ Muhammedin abdike ve resûlike ve nebiyyike imâmilhayri ve kâidilhayri ve resûlirrahmeti.
      Allâhümmebashü makâmen Mahmûdan yağbituhû bihil evvelûne vel âhirûne.
      Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.

      17.Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve eshâbihî ve evlâdihî ve ezvâcihî ve zürriyyetihî ve ehli beytihî ve ashârihi ve eşyâihî ve muhibbîhi ve ümmetihî ve aleynâ meahüm ecmaîn.
      18.Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin küllemâ zekerehüzzâkirûne ve ğafele an zikrihil ğâfilûn.
      19.Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin mil es semâvâti vel arzı ve mil el arşil azîm.
      20.Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin nebiyyil ümmiyyi ve alâ âlihî vesellim.
      21.Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin salâten tekûnü leke rızâen ve
      lihakkıhî edâen ve e’atihil vesîlete vel fazîlete vel makâmel Mahmûdellezî veadtehû veczihi annâ efdale mâ câzeyte nebiyyen an ümmetihi ve salli alâ cemîi ihvânihî minen nebiyyîne vesssâlihîne, birahmetike yâ ERHAMERRÂHİMÎN.
      22.Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi adede mâ halakte,
      23.Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi mil’e mâ halakte,
      Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi adede külli şey’in,
      Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi mil’e külle şey’in,
      Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi adede mâ ahsâ kitâbüke,
      Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi mil’e mâ ahsâ kitâbüke,
      Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi adede mâ ahâta bihî ılmüke,
      Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi mil’e mâ ahâta bihî ılmüke.
      24.Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin mutlakı cevâdil îmân, fî meydânil ihsân ve mürsile riyâhil keremi ilâ ravzıl cinâni ve alâ âli Muhammedin vesellim.
      25.Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin müferrikı firekıl küfri vettuğyâni ve müşettiti buğâti cüyûşil karîni veşşeytâni ve alâ âli Muhammedin vesellim.
      26.Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin sâhibil Ferki vel Furkân ve câmial vedkı ve menzilehû min semâil KUR’ÂN ve alâ âli Muhammedin vesellim.
      27.Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin fî arasâtil Kıyâmeh,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin hîne tekûmussâatü vettâmeh,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten muhallasaten anil melâmeh,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten mübelleğaten ilesselâmeh,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten fâizaten alâ ehlil kirâmeh,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin fî külli hînin ve ân,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin fî külli zamânın ve mekân,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin bikülli lisânın ve cenân,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ınde zuhûri külli hikmetin ve beyân,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin sâhibil kitâbil azîzi ve hâmilil Fürkân,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten câmiaten beyne kün ve kân,
      Ve Salli Alâ cemîi ihvânihî minennebiyyîne vessıddîkîne veşşühedâi vessâlihîne ehlel kıbleti vel amân vel kitâbi vel mîzân. Yâ HANNÂN, Yâ MENNÂN. Vağfirli ümmeti Muhammedin habîbike ve nebiyyike alleyhissalâtü vesselâm.
      Ve eskinhüm alel cinâni ve ahsin ileyhim yâ veliyyel ihsân ve edhilhüm, birahmetike firridâ verrıdvân, verrahmeti velğufrân ve eizhüm mineşşeytâni vennîrâni, birahmetike yâ ERHAMERRÂHİMÎN.
      28.Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten lâhikaten binûrihi,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten makrûneten bizikrihi ve mezkûrihi,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten câmiaten beyne ferahihi ve sürûrihi,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten muhîtaten bitûrihi ve sûrihi,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten münevvereten likulûbi eshâbi sudûrihi,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten şârihaten limenkûrihi fî mestûrihi,
      Ve Salli Alâ cemîi ihvânihî minel enbiyâi ve evliyâi biadedi ubûrihi ve mürûrihi beynel mâi ve tuhûrihi vennûri ve zuhûrihi ve elhik ve umûrihi, yâ ERHAMERRÂHİMÎN.
      29.Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin biadedi külli zerretin elfe elfe merreh.
      30.Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve âlihi veselleme filevvelîn,
      Ve Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve âlihi veselleme filâhirîn,
      Ve Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve âlihi veselleme filmelâil e’alâ ilâ Yevmiddîn
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin fî evveli kelâminâ,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin fî evsatı kelâminâ,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin fî âhiri kelâminâ.
      31.Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve selleme adede mâ alimte,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve selleme zînete mâ alimte,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve selleme mil’e mâ alimte.
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihî vesellim. Biadedi mâ fî cemîil Kur’ân-ı harfen harfen,
      Ve biadedi külli harfin elfen elfen.
      32.Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin mahtelefel melevâni ve teâkabel asarâni ve kerrerel cedîdâni vestakbelel ferğadâni ve belliğ rûhahü ve ervâha ehli beytihî,
      Minnet tahiyyete vesselâm ve bârik ve sellim kesîrâ.
      33.Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin, bikülli dâin ve devâin,
      Ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim teslîmen kesîrâ.
      34.Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin biadedi verakı hâzihil eşcâr,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin biadedi vürûdi vel envâr,
      Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin biadedi katril emtâr,
      35.Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin biadedi remlil ğıfâr.
      36.Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin vesellim,
      Salâten tüncînâ bihâ min cemîil ehvâli vel âfât ve takdîlenâ bihâ cemîal hâcât ve tutahhirunâ bihâ min cemîi zünûbisseyyiât ve terfeunâ bihâ (ındeke) e’alet derecât ve tübelliğunâ bihâ aksal ğayât, min cemîil hayrâti fil hayâti ve be’adel memât.
      37.Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ RESÛLALLÂH
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ HABÎBALLÂH
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ HALÎLALLÂH
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ SAFÎYYALLÂH
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ NECİYYALLÂH
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ HAYRE HALKİLLÂH
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ MENİHTÂREHULLÂH
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ MEN ZEYYENEHULLÂH
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ MEN ERSELEHULLÂH
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ MEN ŞERREFEHULLÂH
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ MEN AZZEMEHULLÂH
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ MEN KERREMEHULLÂH
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ SEYYİDELMÜRSELÎN
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ İMÂMELMÜTTEKÎN
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ HATEMENNEBİYYÎN
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ ŞEFÎELMÜZNİBÎN
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ RESÛLE RABBİL ÂLEMÎN
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ SEYYİDEL EVVELÎN
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ SEYYİDİL AHİRÎN
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ KÂİDEL MÜRSELÎN
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ ŞEFÎAL ÜMMETİ
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ AZÎMEL HİMMETİ
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ HÂMİLE LİVÂİL HAMD
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ SÂHİBE MAKÂMİL MAHMÛD
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ SÊKİYEL HAVZIL MEVRÛD
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ EKSERENNÂSİ TEBEAN YEVMEL KIYÂMETİ
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ SEYYİDİ VELEDİ ÂDEM
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ EKREMEL EVVELÎNE VEL AHİRÎN
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ BEŞÎR
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ NEZÎR
      Essalâtü vesselâmü (aleyke) YÂ DÂİYELLÂHİ BİİZNİHÎ VESSİRÂCİL MÜNÎR
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ NEBİYYERRAHMETİ
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ NEBBİYYETTEVBETİ
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ MUKAFFİ ESSALÂTİ
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ ÂKIB
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ HÂŞİR
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ MUHTÂR
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ MÂHÎ
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ AHMED
      Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ SEYYİDİ MUHAMMED
      Salavâtullâhi ve melâiketihî ve rüsülihî ve hameleti arşihî ve cemîi halkıhî aleyke
      Ve alâ âlike ve eshâbike ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
      38.Essalâmü aleyke yâ imâmel haremeyn,
      Essalâmü aleyke yâ imâmel hâfikeyn,
      Essalâmü aleyke yâ Resûlessakaleyn,
      Essalâmü aleyke yâ men filkevneyn ve şefîi men fiddêrayn,
      Essalâmü aleyke yâ sâhibel kıbleteyn,
      Essalâmü aleyke yâ nûral meşrikayn ve ziyâel mağribeyn,
      Essalâmü aleyke yâ ceddessibtayni el Hasani vel Hüseyni,
      Aleyke ve alâ itretike ve isretike ve evlâdike vehfâdike ve ezvâcike ve efvâcike ve hulefâike ve hulesâike ve eshâbike ve ehzâbike ve etbâike ve eşyâike
      Selâmullâhi vel melâiketihi vennâsi ecmaîne ilâ yevmeddîn,
      VELHAMDÜLLAHİ RABBİL ÂLEMÎN

    14. tövbekar
      2011.12.24 01:53

      Tûbâ Ağacı:
      İmam Ahmed b. Hanbel… Utbe b. Ubeydullah es-Sülemî’nin şöyle de¬diğini rivayet etmiştir:
      Bedevinin biri Peygamber (s.a.v.)’e gelerek (cennetteki) havuzu sordu. Peygamber (s.a.v.), ona cenneti anlattı. Bedevi sordu:
      — Orada meyve var mı?
      — Evet…
      — Orada tuba adında bir ağaç var mı?
      Peygamber (s.a.v.) ona, anlamadığım bir şeyler söyledi. Bedevî sordu:
      — Memleketimizin hangi ağacına benzer?
      —- Senin memleketindeki hiç bir ağaca benzemez. Sen Şam’a gittin mi?
      — Hayır.
      — Tûbâ ağacı, Şam’da yetişen, tek gövde üzerinde biten, tepe kısmı açılıp yayılan cevze denen bir ağaca benzer.
      — Gövdesinin büyüklüğü ne kadardır?
      —- Senin kabilenin develerinden güçlü bir deve onun gövdesinin etrafında dolansa, arka ayaklarının diz bağı çözülünceye ve ihtiyarlayıncaya kadar yol alsa, yine de gövdenin etrafındaki turunu tamamlayamaz.
      — Orada üzüm var mıdır?
      — Evet.
      — Üzüm salkımlarının büyüklüğü ne kadardır?
      — Alaca karganın kesintisiz olarak uçması halinde bir ayda alabileceği yol kadar uzun ve büyüktür.
      — Üzüm taneleri ne kadar iridir? Bir taneyle bir kovayı doldurabilir miyiz?
      — Evet…
      — Anlattığın bu cennet, beni ve ailemi içine alabilecek kadar büyük müdür?
      — Hem de aşiretinin tümünü içine alabilecek kadar büyüktür.”
      Harmele… Ebû Saîd’den rivayet etti ki; adamın biri Peygamber (s.a.v.)’e şöyle dedi:
      — Ey Allah’ın Rasûlü! Seni gören ve sana inanan kimseye ne mutlu!
      — Beni gören ve bana inanan kimseye ne mutlu! Beni görmediği halde bana inanan kimseye ne mutlu, hem de ne mutlu!..
      — Tûbâ nedir ya Rasûlallah?
      — Cennetteki bir ağaçtır. Büyüklüğü, yüz senelik yoldur. Cennetliklerin elbiseleri, onun kapçıklarından elde edilir.”

    15. tövbekar
      2011.12.24 01:49

      Namazda Hazret-İ İbrahim’e Salavât Okunmasının Sebebi
      İbrahim Aleyhisselâm, kendi asrının peygamberiydi, amma, kıyamet gününe kadar, bütün insanlar, ona uyacaklar. Allah. Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerine şöyle buyurdu:Sonra da (Habibim Ahmed! Rasûlüm ya Muhammedi) sana: “Hakka yönelen ve müşriklerden olmayan İbrahim’in dinine tabi ol” diye vahyettik.” Ve bundan dolayı, tüm din sahibleri, İbrahim Aleyhisselâm’a saygı duyarlar. Ve bütün “Ümmet-i Muhammed” (s.a.v.) ise, namazlarının sonunda İbrahim Aleyhisselâm’a salevât okurlar.
      Allahım, (Peygamber Efendimiz hazret-i) Muhammed’e ve âline, rahmet eyle; Hazret-i İbrahim’e ve âline rahmet ettiğin gibi. Muhakkak ki sen hamid ve mecid’sin Allahım, (Peygamber Efendimiz hazret-i) Muhammed’e ve âlini, mübarek kıl; Hazret-i İbrahim’i ve âlini mübarek kıldığın gibi. Muhakkak ki sen hamîd ve mecîd’sin.”
      Bunun sebebinde şöyle denildi:
      Biz; Allahım, (Peygamber Efendimiz hazret-î) Muhammed’e ve âline, rahmet eyle.” Dediğimiz zaman; bize şöyle denilmektedir: Size alemlere rahmet olan, o yüce Rasûlün gönderilmesini Allah’dan taleb eden, İbrahim Aleyhisselâm’dır. İbrahim Aleyhisselâm, şöyle dua etmişti:
      “Ey bizim Rabbimiz, bir de onlara içlerinden öyle bir peygamber gönder ki, onlara senin âyetlerini tilavet eylesin, kendilerine kitabı ve hikmeti öğretsin, içlerini ve dışlarını tertemiz yapıp onları pâk eylesin. Hiç şüphesiz Azîz sensin, Hakîm Sensin” . Bu mübarek söz ve dualar, bizi:
      Hazret-i ibrahim’e ve âline rahmet ettiğin gibi rahmet et.” demeye sevketmektedir. Sonra biz bütün bu nimetlerin, Allahü Teâlâ hazretleri tarafından bize gönderildiğini hatırlayıp: Muhakkak ki sen, hamîd ve mecîd’sin,” diyerek Allahü Teâlâ hazretlerine hamd ve sena etmeye başlıyoruz.
      Haber’de geldi: İbrahim Aleyhisselâm, rüyasında çok uzun bir cennet gördü. Ağaçlarının üzerine yazılıydı. İbrahim Aleyhisselâm, bunu Cebrail Aleyhisselâm’a sordu. Cebrail Aleyhisselâm, ona kıssa’yı haber verdi. (Ona Efendimiz s.a.v. hazretlerini ve şerefli ümmetini anlattı.) Bunun üzerine İbrahim Aleyhisselâm şöyle dua etti:
      Ey rabbiml Ümmet-i Muhammed’in dili üzere benim zikrimi devam ettir!” Allah, onun duasını kabul etti. İbrahim Aleyhisselâm`ın adını, namazda, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin adının yanma koydu.

    16. tövbekar
      2011.12.24 01:47

      İsmail Aleyhisselâm’ın Mekke’ye Yerleşmesi
      Rivayet olundu: ibrahim Aleyhisselâm, Cenab-ı Allah’ın emriyle İsmail Aleyhisselâmı ve annesi hazret-i Hâceri getirip bıraktı. Uzun bir zaman sonra oraya “Cürhûm! kabilesi gelip yerleşti. Cürhüm kabilesinden bâzıları Mekke’nin bulunduğu vadiden geçerken oradan kuşların uçmakta olduğunu gördüler. Kuşların bulunduğu yerde mutlaka su vardır, dediler. Adamlarını gönderdiler. Adamları İsmail Aleyhisselâm, annesi ve zemzem kuyusunu görüp, kabilelerine haber verdiler. Onlar oraya geldiler, Hacer hanım’a:
      -‘İzin var mı? Biz de buraya yerleşebilir miyiz?” dediler. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: İsmail Aleyhisselâm’ın annesi, insanlara ülfet etti. Yalnız kalmak istemedi. Onun için; Hacer hanım, Mekkeye yerleşmelerine izin verdi ve:
      -”Yerleşin, ama sudan bir hakkınız yoktur,” dedi. Onlar da:
      -”Tamam,” dediler ve oraya yerleştiler. İsmail Aleyhisselâm, onlardan Arabça öğrendi. İsmail Aleyhisselâm büyüdü, onlardan bir kız ile evlendi.
      Hazret-i Hâcer vefat etti. İbrahim Aleyhisselâm, onları ziyarete gitti. Hâcer hanım vefat etmiş olduğundan Hazret-i İsmail’in evine gitti. İsmail Aleyhisselâm, evde yoktu. Eşi evdeydi. İbrahim Aleyhisselâm, kadına sordu:
      -”Hayat arkadaşın nerede?” Kadın:
      -”Kırlara gitti. Seyehâta çıktı,” dedi. İsmail Aleyhisselâm daha fiilen kendisine peygamberlik gelmeden önce Haremin dışına ava giderdi. İbrahim Aleyhisselâm, Hazret-i İsmail’in eşine sordu:
      -”Müsâfire ikram edebilecek bir ziyafetin var mı?” kadın:
      -”Hayır! Öyle bir şeyimiz yok!” dedi. İbrahim Aleyhisselâm:
      -”Geçiminiz nasıl?” diye maişetlerini sordu. Kadın:
      -”Büyük bir geçim sıkıntısı, yokluk ve bunalımdayız,” dedi. İbrahim Aleyhisselâm, kadına:
      -”Kocan eve geldiği zaman benden selâm söyle, kapısının eşiğini değiştirsin,” dedi.
      İbrahim Aleyhisselâm, Mekke’den ayrıldı. İsmail Aleyhisselâm, evine geldiği zaman, babasının kokusunu evinde gördü. Eşine sordu:
      -”Bize hiç kimse geldi mi?” kadın:
      -”Şöyle şöyle olan yaşlı bir kimse geldi.” Kadın böylece İbrahim Aleyhisselâmı vasfetti. İsmail Aleyhisselâm sordu:
      -”Sana ne söyledi?” Kadın:
      -”Eşine selâm söyle! Kapısının eşiğini değiştirsin,” buyurdu, dedi. İsmail Aleyhisselâm, eşine:
      -”O benim babamdı! Bana senden ayrılmamı emretti,” dedi. İsmail Aleyhisselâm, eşini boşadı. Cürhûmlardan başka bir kız ile evlendi.
      Allah’ın dilediği kadar zaman geçtikten sonra İbrahim Aleyhisselâm, Allah’ın izniyle yine Mekke yoluna düştü. İsmail Aleyhisselâm’ın evine geldi. İsmail Aleyhisselâm yine evde yoktu. İsmail Aleyhisselâm’ın eşine sordu:
      -”Kızıml Hayat arkadaşın nerede?” kadın:
      -”Kocam! Mekke’nin dışına çıktı, seyehata gitti; ama inşallah neredeyse gelmek üzeredir. Allah size rahmet ve sağlık versin bey baba bineğinden in gel müsâfirimiz ol,” dedi. İbrahim Aleyhis¬selâm sordu: (1/225)
      -”Müsâfîre ziyafet çekebilir misiniz?” Kadın:
      -”Evet!” dedi. Hemen mutfağa koştu. Et ve ayran getirip ibrahim Aleyhisselâm’a ikram etti. İbrahim Aleyhisselâm:
      -”Geçim durumunuz nasıl?” diye maişetlerini sordu. Kadın:
      -”Elhamdülillah! Rızkımız geniştir. Bolluk ve bereketin içindeyiz, çok mutlu bir hayatımız var,” dedi. İbrahim Aleyhisselâm, ikisine (İsmail Aleyhisselâm ve eşine) evlerinde bereketin olması için dua etti. Eğer İsmail Aleyhisselâm’ın eşi o gün, buğday, arpa ekmeği veya hurma İbrahim Aleyhisselâm’a ikram etmiş olsaydı; Allah’ın arzında (yeryüzünde yeşeren şeylerin) çoğu, buğday, arpa veya hurma olurdu. İsmail Aleyhisselâm’ın eşi, İbrahim Aleyhisselâm’a:
      -”Hayvanın üzerinden inin başınıza su dökeyim! Yüzünüzü, başınızı ve saçınızı hemen yıkayın biraz serinlersiniz,” dedi. İbrahim Aleyhisselâm gelininin insanlık derecesini iyice Ölçmek için inmeyeceğini söyledi. İbrahim Aleyhisselâm’ın hayvandan inmemekte isrâr ettiğini gören kadın, hemen “makâm-ı İbrahim” denilen taşı getirdi. İbrahim Aleyhisselâm’ın sağ ayağını onun üzerine koydurdu. İbrahim Aleyhisselâm başının sağ tarafına su döktü. Sonra da hayvanı sol tarafa çevirdi, ibrahim Aleyhisselâm’a başının ve saçlarının sol tarafını yıkaması için yardımcı oldu. Ve böylece İbrahim Aleyhisselâm, bineğin üzerindeyken başını yıkadı, serinledi. Makam-ı İbrahim denilen taşta bulunan ayak izleri işte böyle bir zamanda o taşta meydana geldi. İbrahim Aleyhisselâm, gelinine:
      -”Kocan eve gelirse, benden selâm söyle! Ona evinin eşiğinin çok düzgün olduğunu söyle,” dedi. İsmail Aleyhisselâm, evine geldiğinde, babasının kokusunu aldı. Eşine sordu:
      -”Bize kimse geldi mi?” Eşi:
      -”Çok güzel, sevimli, nurânî yüzlü ve güzel kokulu bir yaşlı geldi, bana şöyle şöyle buyurdu. O bineğin üzerindeyken ben onun başına su döküp yıkadım, işte bunlarda onun ayak izleridir,” dedi. İsmail Aleyhisselâm çok sevindi. Hasretle taşa baktı. Eşine:
      -”O gelen babam İbrahim Aleyhisselâmdı. Evimin eşiği de sensin. Bana seni tutmamı (ve değerini bilmemi) emretti.” dedi. Bundan sonra uzun bir zaman geçti. Yine bir gün İbrahim Aleyhisselâm, Mekke’ye geldi. Zemzem kuyusuna yakın bir yerde ulu bir ağacın gölgesinde İsmail Aleyhisselâmı oturup ok yontarken gördü. İsmail Aleyhisselâm, öteden İbrahim Aleyhisselâm’ın gelmekte olduğunu görünce, bir evlâdın babasına gösterebileceği büyük bir saygı ile ayağa kalktı ve babasına koştu. İbrahim Aleyhisselâm onu büyük bir sevgiyle kucakladı, bağrına bastı. Sonra ismail Aleyhisselâm’a:
      -”Allah, bana iş emir buyurdu. O yapacağım işte bana yardım eder misin?” İsmail Aleyhisselâm:
      -”Onu yapmak üzere size yardım edecim,” dedi. İbrahim Aleyhisselâm:
      -”Rabbim, burada beyt (bir ev) yapmamı emretti,” dedi. Ve ikisi, beytüllahı yapmaya başladılar. Çalıştılar, beyüllâh’ın temelleri yükseltildi, ismail Aleyhisselâm, taş getiriyordu, ibrahim Aleyhisselâm da duvarı örüyordu. Ka’benin duvarı yükselince, makâm-ı İbrahim denilen taşı getirip onun üzerine çıkarak duvarı örmeye başladı. İbrahim Aleyhisselâm, Hazret-i İsmail ile beraber şöyle dua ediyorlardı: Ey Rabbimiz, bizden kabul buyur, hiç şüphesiz semî (işiten) sensin, alim (bilen) sensin. ibrahim Aleyhisselâm ve Hazret-i İsmail bu duayı okuyarak büyük bir aşk ve heyecan ile Kâbenin çevresinde dönüp onu tamamlıyorlardı Ka’benin binası bittiği zaman, ibrahim Aleyhisselâm’a:
      -”İnsanları hacca davet et,” denildi. İbrahim Aleyhisselâm:
      -”Nasıl davet edeyim? Ben dağların arasındayım, hâzır kimse yok, kimi çağırayım?” dedi. Allahü Teâlâ buyurdu:
      Bu rivayetin anlatımında bâzıları bir peygamberin şanına yakışmayacak rivayetlerde bulunmaktadırlar. Bu Hadîs-i Şerife mugayir olan şeylerin Isrâiliyyat olduğu anlaşılsın diye bu Hadîs-i Şerifin metnini buraya yazdım.
      -”Seslenmek senden, duyurmak ve senin sesini insanlara ulaştırmak bizdendir,” buyurdu. İsmail Aleyhisselâm, Ebû Kubeys dağına çıktı. Orada bu taşın (yani kendisine makamı İbrahim denilen taşın) üzerine çıktı. Bu taş tufan günlerinden Ebû Kubeys dağına düşmüştü, ibrahim Aleyhissselamm üzerine çıktığı bu taş yükseldi, hatta yeryüzündeki bütün taşlan geçti. Allah sanki bütün yeryüzünü dürdü ve bir sofra gibi toplayıp İbrahim Aleyhisselâm’m önüne koydu. İbrahim Aleyhisselâm o taşın üzerine çıktı ve şöyle seslendi:
      -”Ey insanlar! Rabbiniz sizin için bir bina (ev) yaptı. Ve Rabbiniz size orayı haccetmenizi emrediyor. Ey insanlar! Beytül-lahı ziyaret edin, haccedin,” dedi. İnsanlar, babalarının sulblerinde ve annelerinin rahimlerinde ona icabet ettiler. İbrahim Aleyhisselâm’a bir kere icabet eden bir kere hac yapar; on kere icabet eden on kere hacceder. Hadîs-i şerifte şöyle buyuruldu:
      Muhakkak ki, rukun (hacer-i esved) ve makam (ı İbrahim) cennet yakutlarından birer yakutdurlar. (Müşriklerin ellerinin dokunmasıyla) Allah onların nurunu aldı. Eğer onların nurları alınmasaydı, doğu ve batı arasını (bütün dünyâyı aydınlatırlardı). Burada geçen iki taştan (rukun ve makamdan) murad, Hacer-i Esved ile Makâm-ı İbrahim yani İbrahim Aleyhisselâm’ın beyti inşâ ederken üzerine çıktığı taştır.

    17. tövbekar
      2011.12.24 01:45

      Kâbenin Temelleri Ne Zaman Atıldı?
      Alimler Kabe’yi kimin bina ettiğini ve ilk olarak kimin Kabe’nin temellerini attığı hakkında ihtilâf ettiler.
      1- Kâbenin ilk olarak temelini atan meleklerdir, denildi. Allahü Teâlâ hazretleri, meleklere:
      “Ben yeryüzünde halife kılacağım,“ Orada dedi. Melekler:
      bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek teşbih ediyor ve seni takdis ediyoruz” dediler. Bunun üzerine Allah, meleklere gadab etti. Melekler, Allah’ın gadabından Allah’a sığındılar. Allah’ın arşını ziyaret etmeye başladılar. Arşın çevresini yedi tavaf ile tavaf ettiler. Rablerini kendilerinden râzî kılmaya çalıştılar. Allah onlardan râzî oluncaya kadar çalıştılar. Allah, onlardan râzî oldu ve onlara:
      -”Benim için yeryüzünde bir beyt (Kabe) bina edin. Âdem oğullarından kendisine gadab ettiğim kişiler, sizin arşımı tavaf ettiğiniz gibi onlar da beytimi tavaf etsinler ve böyle ben de onlar¬dan râzî olayım,” buyurdu. Bunun üzerine melekler, beyti (Kâbeyi) bina ettiler.
      2- Allahü Teâlâ semâda “beyt-i mâmur” adında bir beyt bina etti. Meleklerin bu Kâbesine ismi verildi. Allahü Teâlâ me¬leklere, yeryüzünde beyti mâmurun hizasında, onun bir misli olan bir Kabe inşâ etmelerini emretti.
      3- Kâbeyi ilk bina eden Âdem Aleyhisselâm’dir. Bu yapı,Tufan Zamanında kavhnlmiistn Snnra Allahü temellerini İbrahim Aleyhisselâm’a gösterdi. İbrahim Aleyhis-selâm orada Kâbeyi yeniden inşâ etti.

    18. Adem ÖZTEKNECİ
      2011.12.01 13:43

      değerli abim,güzel bilgilendirmelerin için teşekkür ediyorum, mutlaka faydalanan vardır….allaha emanet…

    19. tövbekar
      2011.12.01 01:18

      Aşûre Günü

      Muharrem’in 10′uncu günü Aşûre günüdür. Aşûre gününde çok büyük ve mühim hâdiseler meydana gelmiştir.

      Fakîh Ebu’l-Leys Semerkandî Hazretleri’nin beyânına göre Aşûre günü meydana gelen hâdiselerden bazıları şunlardır:

      Yerlerin ve göklerin yaratılması,
      Hz. Âdem (a.s.)’in tevbesinin kabul edilmesi,
      Hz. Musa (a.s.)’nın Firavn’ın şerrinden kurtulması ve Firavn’ın helak olması,
      Hz. İbrahim (a.s.)’in dünyaya gelmesi ve ateşten kurtulması,
      Hz. Eyyûb (a.s.)’un hastalıktan şifâ bulması,
      Hz. Yûnus (a.s.)’un balığın karnından kurtulması,
      Hz. Süleyman (a.s.)’a saltanat verilmesi,
      Hz. Nuh (a.s.)’un gemisinin karaya oturması,
      Hz. Hüseyin (r.a.)’in şehid edilmesi ve
      Kıyâmetin kopması da Aşûre günü olacaktır.

      Aşûre Günü ne yapılır?

      a – O gün, eve ufak-tefek erzak alınırsa, bir sene boyunca evde bereket olur.
      b – En az 10 müslümana birer selâm veya bir müslümana 10 selâm verilir. Fakir-fukarâ sevindirilir.
      c – O gün gusledenler, bir sene ufak-tefek hastalık görmezler.
      d – 10 defa şu duâ okunur:

      سُبْحَانَ اللهِ مِلاْءَ الْمِيزَانِ وَمُنْتَهَى الْعِلْمِ وَمَبْلَغَ الرِّضَى وَزِنَةَ الْعَرْشِ

      “Sübhânallâhi mil’el mîzân. Ve müntehel-ılmi ve mebleğar-rızâ ve zinetel-arş”
      e – Yine Aşûre gününe mahsus olmak üzere kuşluk vaktinde 2 rek’at namaz kılınır. Her rek’atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 50 İhlâs-ı şerîf okunur.
      Namazdan sonra 100 defa:

      اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَآدَمَ وَنُوحٍ وَاِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى وَمَا بَيْنَهُمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالْمُرْسَلِينَ صَلَوَاتُ اللهِ وَسَلاَمُهُ عَلَيْهِمْ اَجْمَعِينَ

      “Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin ve Âdeme ve Nûhın ve İbrâhîme ve Mûsâ ve Îsâ ve mâ beynehüm minen-nebiyyîne vel-mürselîn. Salevâtullâhi ve selâmühû aleyhim ecmaîn”
      f – Öğle ile ikindi arasında 4 rek’at namaz kılınır. Beher rek’atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 50 İhlâs-ı şerîf okunur.
      Namazdan sonra:
      70 İstiğfâr-ı şerîf,
      70 Salevât-ı şerîfe,
      70 defa:

      لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ

      “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym” okunur.
      Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)’in hidâyeti ve halâsı için duâ edilir.

    20. tövbekar
      2011.12.01 01:13

      Cenâb-ı Allah, Âdem Aleyhisselâm’ı yarattığında Cebrail Aleyhisselâm, üç hediye ile ona geldi.
      O hediyeler, ilim, haya ve akıl idi. Cebrail Aleyhisselâm, Haz-reti Âdeme:
      -”Ey Âdem! Bu üçünden dilediğini seç,” dedi. Âdem Aleyhis-’ selâm, bunların içinden aklı seçti.
      Cebrail Aleyhisselâm, ilim ve haya’ya eski yerlerine dönmelerini işaret etti. Onların ikisi de:
      -”Hayır! Biz âlem-i ervahta topluca bir aradaydık. Âlem-i eşbâhta da bazımızın bazımızdan ayrılmasına râzî olamayız. Biz yine akla tâbi oluruz nerede olursa olsun,” dediler.
      Cebrail Aleyhisselâm, onlara seslendi:
      -”(Âdemin vücûduna) yerleşiniz!”
      Akıl dimağa (beyine) yerleşti, ilim kalbe, haya da göze yerleşti.
      Mevlânâ Celâleddin (k.s.) buyurdular:
      Bütün hayvanlar, insan için feda, olunur. İnsan da üstün bir akıl için feda edilir. Akıl, akıllının aklı küllîsidir. Cüz-i akıl da akıldır; ama pek makbul değildir. Lütuf veya akıl sahibi olup erdemliğe nail ol, veya ahmak olup kahrı kabul et.

    Yorumunuzu Belirtin